Şirket olarak, geri dönüşüm konusunda toplumu bilinçlendirerek, gelecek nesillere sağlıklı bir yaşam ile birlikte daha yaşanabilir ve temiz bir dünya bırakmayı hedefliyoruz.
Sürdürülebilirlik, günümüz dünyasında yalnızca çevresel bir kavram olmaktan çıkmış; ekonomik büyüme, toplumsal refah ve gelecek nesillerin yaşam hakkını koruma amacıyla bütünleşmiş bir kalkınma yaklaşımı hâline gelmiştir. Türkiye, sahip olduğu jeopolitik konum, genç nüfusu ve sanayileşme potansiyeliyle sürdürülebilir kalkınma yolunda önemli bir aktör olma kapasitesine sahiptir. Ancak bu potansiyelin etkin bir şekilde değerlendirilebilmesi için çevre politikalarının, enerji yönetiminin, üretim-tüketim alışkanlıklarının ve toplumsal bilincin bütüncül bir çerçevede yeniden şekillendirilmesi gerekmektedir. Bu bağlamda, atık yönetimi, sıfır atık politikaları, geri dönüşüm uygulamaları ve yeşil dönüşüm stratejileri, Türkiye’nin sürdürülebilir kalkınma vizyonunun temel taşlarını oluşturmaktadır.
İnsanların çevre ve doğa bilincinden uzak yaşaması sonucunda ortaya çıkan atıklar dünyayı kirletmekte ve toplum sağlığını ciddi derecede tehlikeye düşürmektedir. Ne yazık ki toplum olarak kullandığımız ambalajların atıklarını bilinçsizce doğaya bırakmaktayız. Bunun sonucunda da hem çevre kirlenmekte hem de ekonomimizde maddi kayıp yaşanmaktadır. Üretim ve tüketim faaliyetlerinin bir sonucu olarak ortaya çıkan atıklar, yaşamın her noktasında karşımıza çıkmaktadır.

Evlerde, iş yerlerinde, okullarda, fabrikalarda, hastanelerde, alışveriş merkezlerinde ve yaşamın olduğu her yerde ortaya çıkan atık ürünler geri dönüştürülmeden çöplere atılmaktadır veya doğaya bırakılmaktadır. Kamu idareleri tarafından toplanan çöplerin bazıları işleme merkezlerinde dönüştürülürken bazıları da imha edilmektedir. Ülkemizde atık bilincinin oluşmaması sebebiyle geri dönüşüm alanında yapılan çalışmalar çok yetersiz kalmaktadır.
Mikroplastiklerin doğada giderek artan bir yoğunlukta bulunması, onları yaşam döngüsünün kaçınılmaz bir parçası hâline getirmiştir. Dünya Ekonomik Forumu (WEF) tarafından yayımlanan bir bildiride mevcut eğilimler devam ettiği takdirde 2050 yılı civarında okyanuslardaki mikroplastiklerin toplam kütlesinin balıkların toplam kütlesini geride bırakabileceği söylenmektedir. WEF bu öngörüyü yaklaşık 200 çalışmayı inceleyip 180 uzmanla konuştuktan sonra oluşturmuştur. Bu öngörü denizel ekosistemlerin geleceği açısından kritik bir uyarı niteliğindedir.
Deniz ortamlarına yayılan mikroplastikler yalnızca deniz canlılarını etkilemekle kalmamakta, onların dokularında birikerek kara ekosistemlerine ve en nihayetinde insanlara kadar ulaşmaktadır. Bu durum, uzun vadede insan sağlığı üzerinde nasıl sonuçlar doğuracağı henüz tam olarak bilinmeyen ciddi bir çevresel risk oluşturmaktadır.
Türkiye’nin yüzölçümünün neredeyse beş katı büyüklüğünde. Atıklardan oluşmuş, insanoğlunun farkına varmadan yarattığı, içinde yaşamın olmadığı hatta yaşamı büyük ölçüde tehdit eden yepyeni bir dünya. Dünyadaki okyanus ve deniz kirliliğinin yüzde 60-95′ inin plastik atıklardan oluştuğu tahmin ediliyor.
Plastik ambalajlar sadece 50 yıl kadar önce hayatımıza girmiş olmalarına rağmen okyanuslarda çöp adalar oluşturacak kadar çoğalmış durumdalar. Çözünümleri sürerken çok küçük partiküller haline gelerek içme suyuna dahi karışıyor olmaları, söz konusu tehdidin boyutunu anlamamıza yardımcı olabilir.
Mikroplastikler, doğada öylesine çoğalmış durumdalar ki onlardan kaçmamız neredeyse imkansız. Doğada serbest olarak bulunan mikroplastik miktarı, bu şekilde artmaya devam ederse 2050 yılına gelindiğinde, okyanuslardaki mikroplastik kütlesi, balık kütlesini aşabilir.
Okyanuslara yayılan mikroplastikler, deniz canlılarının dokularına ve oradan da kara hayvanlarına sirayet ederek tüm ekosisteme yayılıyor. Bunun insan sağlığını uzun vadede nasıl etkileyeceğini düşünmek bile istemiyorum. Bu noktada, özellikle geri dönüşüm bilincine dikkat çekmek istiyorum. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) raporlarına göre dünya çapında plastik atıkların sadece %9’ u geri dönüştürülebiliyor.
Demir, çelik, bakır, kurşun, kağıt, plastik, kauçuk, cam, elektronik atıklar gibi maddelerin geri kazanılması ve tekrar kullanılması, çevre kirliliğini önlediği gibi doğal kaynakların tüketimini azaltmakta ve ekonomik anlamda büyük tasarruf sağlamaktadırlar. Sadece tek bir alüminyum kutunun geri dönüştürülmesi bile bir televizyonu üç saat boyunca çalıştıracak enerji tasarrufu yaratabilmektedir. 1 ton plastik atığın geri dönüşüme kazandırılması ile 5.774 KWh enerji kazanımı sağlanır, 1 ton kağıdın geri dönüşümü ile 17 ağaç kesilmekten kurtarılır.
Dünyada her yıl ortaya çıkan 2 milyar ton atık geri dönüşüme kazandırılabilse 4,5 milyar varil petrol eşdeğeri enerji elde edeceğiz. Söz konusu enerji miktarı dünya elektrik tüketiminin nerede ise % 10’unu karşılayabilecek seviyede.
Timtaş Automat olarak geliştirdiğimiz akıllı otomatlar ile geri dönüşüm konusunda toplumu bilinçlendirerek gelecek nesillere daha yaşanabilir bir dünya bırakmayı hedefliyoruz.
Ayrıca son yıllarda ortaya çıkan bulaşıcı hastalıklar, virüsler, toplumumuzun her kesimini tehlike altına almaya başladı. Dünyanın birçok yerinde şahit olduğumuz kötü görüntüleri yaşamamak adına, sağlık ve hijyen konusunda da adım atmayı amaçladık. Bu amaçla; Timtaş Automat olarak, geliştirdiğimiz akıllı otomatlar ile geleceğimizi ve sağlığımızı korumaya odaklandık.